31 Mayıs 2010 Pazartesi

Tut elimi çocuk -1


AVUNMA/K

akşam geceye devretti sara nöbetini
bizse peşine takılıp kör bir hayalin
sürükleniyoruz işte zamanın peşisıra

sabah yeniden doğacak diye şu güneşe
inanılmaz bir umutla bağlanmışız ya

oysa bil/miyoruz bahtı kara olanın
ha bu dün/yada, ha yılda, ha ayda
üstüne gün doğsa, doğmasa ne fayda

30 Mayıs 2010 Pazar

Bir gül dönümüne 4._4

                         gün dönümünden bir gül dönümüne


dört
dört küçük velet
bir çöp tenekesi
hanım evladı görüntüsünde mahallenin tek şortlu delikanlısı
delikanlı dediğim yaş 8-10 arası

evde aslan yavrusu, sokakta süt dökmüş kedi
çöp kenarına sıcak kül dökmüş biri
değnek ucuna bayrak, yırtılmış naylon parçası
sanki güpegündüz fener alayı
savruldukça yerlere her bir ateş, kor parçası
biri nasipmiş sol dizime
askeri öğrenci olamadım bu izimle
pişman mıyım
hangisine:)

ben denizi görünce kız
elifi görünce mertek sanan
masal saatinde bir kulağı
hani her söyleve aldanan
elin oğlu, kızı her sözü doğru sayan
ekmeğine şeker, yoğurt üstü
tek lüksü
ve büyüklüğüne hala hayran kaldığım çeyrek metre çikolatalar
bayram üstü

ha bir de anlamlandırılamayan
kendi kendine gülüşler
hani anlam ötesini bilip susmak zorunda olmanın getirisi
ilk merak
insan psikolojisi
uzaklarda ötelerde birilerini arama çabası
ay, güneş, çobanyıldızı
ve rüyalarda hep o güneş ülkesinden gelen denizkızı

gül
gül sen
güldükçe, gül yüzünde parlıyor güneş
beş.

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Bir gül dönümüne 4._3

gün dönümünden bir gül dönümüne


üç
üç delik yim para
üç beş kuruş sonra
bir onluk bir on beşlik dondurma
selambol Hurşit, rahmetli ehbap amca
leblebi tozuyla pamuk helvadan mürekkep bir dünya

lastik ayakkabılarım, meshlerim
çamur sıçratan paçalarıma
az biraz
dar gelirli bir aileye bol gelirdi pantolonlar
ceketler, meketler
babamın ceplerinde ne menem bir şeyse "görde-bil" arama telaşı
maltız közünde  tutuşturulmuş zehir gibi bir asker cigarası
önce miydi sonra mıydı karıştırdım ama, kamu yararına
yerden alınan bir izmarite iki tokat yiyişim

ninemin ördüğü topuğu muskamsı yün çoraplarım
ne hikmetse giyerken hep dar gelip isyan ettiğim  kazaklarım
bir de bildiğim sıcacık bir taş koyardım önlüğümün cebine
karlı kış günlerinde
ve babamın isyanına inat yetim çocuklar gibi boynu bükük
elleri cebinde
ben serseri
avare

iyi de  seni ne zaman sevdim
bunca iş güç arasında hani veletliğim ne zaman tuttu da
ninemin e-re-ke sinde zorla hatmederken kelimeleri
adını ezberledim
okul numaranı, evinizin yolunu
geliş gidiş saatlerini bir çırpıda
ve söyle / sen ne zaman abla oldun, büyüdün ki böyle
ben iki çiviye bir halka attırırken sokak aralarında

gündüz
düpedüz
ellerime hoh!
gecesi bazen altında dört döndüğüm yorganlarda
büzülüp, kıvrılıp uyuma çabası
üstüne üstlük
pencere de asılı bir üslük, ferace
öcüler, markutlar cabası
yinelenen kabusumdu her gece

ben üşüdüm yine
ört
dört.

Bir gül dönümüne 4._2

                          gündönümünden bir gül dönümüne


iki
iki saat mor ve soluksuz
ihtimal iki gün kusarak
ve en az iki gece herkesi uykusuz bırakarak
pek bundan öncesini de sonrasını da bilmem ya
ne yemişim hani ne içmişim
ama iki zature de bir ölememişim

ne zaman büyüdüm
ne zaman tay tay yürüdüm
hepsi meçhul bir limanda batık bir gemi benim için
peşine düşüp sormadığım
bir duman bilirim sadece
batıktan, yanıktan
su üstünde tüten
dam üstü tütmeyen bacalara inat
içimde bir çocuk yanarmış için için
ne biçim

su üstünde dedimse
su götürür bu tanım
ayağım sağlam yere basmadığından dedim belli ki
hani tuttuğumu koparamadım da
tutan kopardı ya yüreğimi

az meçhul ya da tam belli değil
rumi takvimle en son ne zaman öldüm
ebcedle ne düşüldü kadertaşıma
alınyazımdan artakalan üç beş kelime  olmalı ihtimal
hani kitabe-i sengi mezarına aşık olmaklığımdan belki üstadın
iyi de burnum ne zaman düştü
kemiklerim ne zaman çürüdü
elimde çıkmayan mürekkebe inat
kimler kırkımı çıkardı kırk dakikada da
içli şarkılar  rakkaselerin zil seslerine karıştı gitti bir anda

ne çabuk  "ömrümce gün görmedim
hiç olmadım bahtiyar / yaşım genç olsa da gönlüm ihtiyar" nağmeleri
bayramlık ayakkabı alınmamış çocuk tepinmeleri gibi
inadına tabutumu tekmeler oldu.
hadi ellerim eskiden de üşürdü
fakat cenaze namazım kılınmadan daha
musalladan yere beni kim düşürdü

bilemedim, bilinmedim, ilenmedim
zar, zor
güç
üç.

28 Mayıs 2010 Cuma

Bir gül dönümüne 4._1

                          gündönümünden bir gül dönümüne


bir
bir gün
gündönümünde
doğdum bu dünyaya
günler güne dönüyordu ihtimal yine
her zamanki alışkanlıkları ile
kulaklarını bir bebek çığlığına tıkayıp
biz de sıradan
biz de onlardan
der gibi sessizce

küçük adam
yaşadı koca bir ömür
gün ve gece
kendince
iyi, kötü
durmadan
geçen zamanı durdurmadan
ve su da aktı gitti avuçlarından
her şeyden ya da hiçbir şeyden bir farkı olmadan

kalbimde ince sızı
hep dost yürekler oldu
soldu
ardından papatya sümbül lale her çiçek
hani dalgalı denizlerde bir gemi gibi
bir balon göğe bırakılmış ipi
serseri sabırlarda günlerce
hece hece öldüm
her gece
sabah günle uyanabilmek adına
kendi cenazemi hep ben gömdüm

bir gündönümünde
doğdum bu dünyaya
bir de
yüzümü bir güle döndüğümde
iki.

27 Mayıs 2010 Perşembe

Sorma ne haldeyim



anılar biriktiriyorum senden
gözlerinin karasından
öperek boynuna düşen
o yağmur damlası gibi

rakı kadehinde sarhoş
boynunu kadere eğmiş
bir gül goncası gibi

hasreti derinden hisseden
içime yerleşmiş, o hain,
hain yürek sancısı gibi...

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Triangle

iki düğün
3 gelin vardı o gece
....
ikisi elin
birisi benim
sevgilim....

Üşüdün mü?


güneşi birlikte uyandırmak umuduyla
ayın şavkına saklandığımız bir gecede
seslerle, kelimelerle değil,
bilakis seninle ama, usulca sessizce
sırtın göğsümde  birlikte uyumalıydık

ben sensizliği düşünmemeliydim
sen bensiz üşümemeliydin o gece...

21 Mayıs 2010 Cuma

Haberin var mı?


kanatlarındaki esinti
yelkenlerini dolduran rüzgar
olmalıydım ben.

balonları hazırladı çocuklar
uçurtmalar açıldı hemen
gelirsen bayram, haberin var mı?

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Dilek


Bu sevdanın yanında
sen sıfırsın, ben sıfırım
biz iki kişiyiz, ve Allah bir

dilerim sağda sıfır oluruz
kifayetsiz solda değil
aşkımız ise onyüzbinmilyon...

14 Mayıs 2010 Cuma

Çığlık



sessizliğin içinde bir çığlık gizlidir
durgun akan suda kanayan bir nehir
salınan yaprakda kuruyan bir damar
gülen yüzün ardında sararan bir söz
eriyen zaman içinde tükenen derman
benim içimde içimi yiyen bir kurt

isimlerin ardında perde
perdenin ardında kâbus
senin içinde bir çağlayan
benim içimde ağlayan bir çocuk gizlidir.

an bu an
gün bu gündür
hüzün bakidir sessizliğimizde...

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Kendi bahtiyar


1
yerlerden başlamalı
her an 1 ayağımız çukurdaysa
bari yeryüzünü mamur kılmalı

2
söz oluyoruz
ya da hiç olamıyoruz
su dingin akmayı öğrenmiş
ben yel, sen sel iken görmeli


1 de
3 düşünür 2 söyler
1 çerçeve çizer
yüreğim doğalı beri
buzlu cam ötesini dilemişse de

yorgun ve üzgün
1 yürek benimki
hatalı kusurlu ve
kendi içinde 1 suçlu belki


herhangi 1 çiçek
herhangi 1 kuş
yada belki 1 balık
sevgiden ırak - olmayan


meydan sopası yemiş
asker kaçağı ellerim
oyun bilmez 1 gönül
susamak suçsa sana
susarım yeter ki sen 1 gül

kuru 1 dal

kapkara toprak ve su
yağmur duası gibi 1 aşk bu
tek taraflı 1 dilekçe ise dua
su damlası neden hasret düşer toprağa
toprağın yazdığı dilekçede
1 serapmısın sen


gün biçeli beri ömrünün son baharına
saçlarından 1 ömür gecmiş ihtiyarım
yüreğim yorgun belki ama
ben varlığınla hep bahtiyarım...

2 Mayıs 2010 Pazar

TIP BAYRAMI - II


ben sadece bir yolcuyum
nereye gidiyoruz?
tıp.

ya mezarlıkta rüzgarın kokusu
ya taşı delen su damlası
mı sın sen?
tıp.

yaraya vurulan neşter
şairin dilinde mühür
esaretse seni sevmek
ona da değer
tıp.

hayat bir imtihan
ben hep kaldım
birgün gideceğimi bile bile
pencereni aç
tıp.

ve söz ol şimdi
kimbilir rüzgar yetiştirir
tıp.

denize düşersen yeşil ol
yere düşersen mavi
farkın farkedilmeli
tıp...


TIP BAYRAMI


İnsan sevdiğinin gözyaşlarına sebepse
kalemini kırmaz mı?

bir cellat gibi kendi dilini
kesip biçip, kilit vurmaz mı?

kırdım /vurdum /durdum...

Susarak, küserek
bir rus ruleti oynadık seninle

1, 2, 3 ve TIP
durdum, durdum

ben, ikimizi de vurdum...

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Buselik makamında


Adam kızı öptü, ellerinden

O eller narin
Eller incecik ve beyaz
Eller üşümüş ve ayaz
Eller saran seven ve kucaklayan
Eller bir yürek elçisi gibi kanayan
O ellerdi sevdayı yazan


Adam kızı öptü, avuçlarından
O avuçlar bir yudum su
Avuçlar bir nefes rayiha
Avuçlar gezindi yüzünde
Avuçlar sardı her hüzünde
Avuçlar bereketli bir pınar
O avuçlar donarken beni yakar


Adam kızı öptü, omuzlarından
O omuzlar dünyayı sırtlamış
Omuzlar yükünü paylaşmış sevdanın
Omuzlar heybetli birer dağ
Omuzlar direnç yüklü bir lale
O omuzlar güvenilir bir kale


Adam kızı öptü, saçlarından
O saçlar kaderimin örgüsü
Saçlar hasretin döngüsü
Saçlar ipeğin sevgisi
Saçlar yarenlik kokar
Saçlar bir deli nehir
Akar, akar, akar...


Adam kızı öptü, yanaklarından
O yanaklar yeşil elma
Yanaklar mahcup kırmızı
Yanaklar seher yıldızı
Yanaklar yanıma yandaş
Yanaklar canıma candaş


Adam kızı öptü, gözlerinden
O gözler bir deniz
Gözler nisan yağmuru
Gözlerinde hep bir buğu
Gözlerin sevdalı bir kuğu


Adam kızı öptü,dizlerinden
O dizlerde uyudu düş de olsa
Dizlerde büyüdü bir nebze olsa
Dizlerinde hep huzur aradı
Dizlerinde gece yıldızlardaydı
O dizler sevdayla kanadı
Dizler umut kuşunun kanadı


Adam kızı öptü
Dudağından
Kulağından
Köşesinden bucağından
İçten, özden ve derinden


Adam kızı öptü
Önce ve sadece yüreğinden